SÜRÇÜ LİSAN DİLİNDE Mİ? KALBİNDE Mİ?

-Sürçü lisan ettiysem affola, dedi hocasına…
Hocası sordu;
-Sürçü lisanın dilinde mi, kalbinde mi?
Düşünceli gözlerle baktı hocasına, ne dese tutarı yoktu. Çaresiz eğdi başını önüne, mahçubiyetiyle sessizliğe sığındı.
Cevabı bilmediğinden değildi, zira sessiz kalmak kabullenmekti. Vereceği her cevap hatasını büyütecekti. Sabırla hocasından gelecek dersi bekledi ama hocası yine de onun bir cümle kurmasını istiyordu;
-Söyleceğin hiç bir şey yok mu?
Hocasının sorusu üzerine yavaşça kaldırdı başını ve karşısında durup ona kızgınlıktan çok, şefkâtle bakan iki çift gözün hoşgörüsünde aydınlandı aklı. Hocası ondan bir cevap değil; doğru cevabı, doğru yolu merak ettiğini gösteren bir soru sorup sormayacağını bekliyordu. Zira doğru cevabı bilmiyor ama merak da etmiyorsa bir insan; ne bir şeyler öğrenebilir, ne söylenenden ne de hatasından ders çıkarabilirdi…
Hocasının gözlerine bakarak tüm samimiyetiyle sordu;
-Sürçü lisanımın dilimde mi, kalbimde mi olduğunu nasıl anlarım? Dahası böyle hataları yapmamak için kendimi nasıl terbiye eder, nasıl dizginleyebilirim?
Karşısında duran şefkatli ve yaşlı gözler, hoşgörülü ve takdir dolu bir tebessüme evrildi…
-Cevap vermeye çalışıp kendini örtbas etmek yerine; sormayı tercih ederek, içindeki kibirin boynunu eğmekle başladın bile…
Zira kalp,düşünce ve dil arasında gizli bir bağ vardır. Öfke aklı çeler, kimi zaman da kalp incindikçe incitmeyi seçer…
Ama en kötüsü düşünmeyi ezip geçen kelimelerdir. Onlar ki firari, nereye varacağı belli olmayan alev topları gibidirler. Terbiye edilmemiş ruhun göstergesidirler…

Yorum bırakın